Üye Ol · Giriş Yap · i-PUAN Takip Et

Istanbul İstanbul Şehir Rehberi

İstanbul ´un tadını çıkarın!
İstanbul · Ankara · İzmir · Tüm Şehirler »
Kategoriler
i-gunler'de neler oluyor?
 (19-10-2013)

Tüm Kategoriler
 (07-06-2015)

Etkinlikler
 (26-10-2014)

Yerel Soru ve Cevaplar
 (08-04-2013)

Yeme-İçme/Restoran
 (03-08-2012)

Alışveriş
 (22-10-2013)

İlişkiler
 (01-01-2014)

Mizah
 (11-10-2013)

Eğlence/Popüler Kültür
 (07-06-2015)

Spor
 (12-12-2013)

Güncel ve Siyaset
 (29-10-2014)

Site Hakkında
 (26-10-2014)

Teknoloji
 (25-11-2014)

Gece Hayatı
 (03-11-2013)

Hotel/Konaklama
 (30-12-2012)

Diğer
 (21-10-2013)

i-Board



Köşe yazıları
 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
12:36:37 16-10-2011
Şimdiden keyifli paylaşımlar dilerim.



Steve Jobs bebekken…


Gökten üç elma düştü.
Adem’in elması.
Newton’ın elması.
Steve Jobs’ın elması.
*
“Ay”pod “ay”phone, “ay”pad, hayallerin adamıydı Steve Jobs, dünyayı değiştirdi… Ondan bi gün önce vefat eden Muzaffer Tema da, dünyayı değiştiren bi başka hayalin kahramanıydı.
*
“Ay”a giden ilk Türk’tü.
*
Taa 1959’da Hollywood yapımı bilimkurgu filmi “twelve to the moon”da oynamıştı. Ay’a giden 12 astronotun öyküsüydü. Ekip, çokulusluydu. Biri siyahi, üç Amerikalı, diğerleri Rus, Alman, Japon, İsveçli, Fransız, İngiliz, Polonya kökenli İsrailli, Brezilyalı ve Türk’tü.
*
Sadece astronot değillerdi. Herkes “kendi milletinin astronotu” rolündeydi.
*
Alt tarafı film denemez…
Çünkü, Amerikan vizyonunu yansıtan Hollywood’un dünyaya bakış açısını gösteriyordu. Hollywood “gitse gitse bu milletler gider” diye düşünmüştü.
*
Mesela, ABD’de milyonlarca İtalyan yaşamasına rağmen, yüzlerce İtalyan aktör olmasına rağmen, astronotlar arasında İtalyan yoktu. Çinli yoktu. Kanadalı yoktu. ABD’deki Latin nüfusun ezici çoğunluğuna rağmen, Meksikalı yerine, sürpriz şekilde Brezilyalı astronot tercih edilmişti.
*
Hollywood’un “gitse gitse anca bu milletler gider” dediği günlerde… Yuri Gagarin’in uzaya çıkmasına daha iki sene vardı. Neil Armstrong’un ayak basmasına 10 sene… NASA bile henüz bir sene önce kurulmuştu. Steve Jobs, dört yaşındaydı.
*
Bugün…
O dört yaşındaki bebek, hayallerinin gerçek olduğunu görerek vefat etti ama, 92 yaşına kadar direnen Muzaffer Tema’nın ömrü yetmedi, Hollywood’un hayali gerçekleşmedi maalesef.
*
Amerikalılar Ay’a ayak bastı. Siyahi astronotları var. Rusların uzay istasyonu bile var. Alman astronot ve Japon astronot, Soyuz mekiğiyle gitti. İsveçli astronot kadındı, Discovery mekiğiyle gitti. Fransız astronot hem kadındı, hem de uzaydan dönünce Fransa’nın Avrupa Birliği’nden Sorumlu Bakanı oldu. İngiliz astronot, Atlantis mekiğiyle gitti. Polonyalı astronot, Soyuz’la… İsrailli astronot, Columbia mekiğiyle uzaya çıktı, dönüşte infilak ettiler. Brezilyalı astronot öngörüsü de tuttu, Soyuz’la gitti. Ancak, “bunlar gidemez” denilen İtalya’ya haksızlık yaptılar, çünkü İtalyan astronot Soyuz’la gitti, istasyonda aktarma yapıp, Endeavour’la döndü, üstelik mekiğin pilotuydu, uzaydayken Papa’yla bile konuştu. Çinlileri de tutturamadılar, adamlar uzay yürüyüşü yapıyor. Kanada desen… Hollywood’a göre, hesapta yoktu ama, Kanadalı kadın astronot, Endeavour mekiğiyle gitti, hatta, İstanbul’un uzaydan fotoğraflarını çekip Başbakanımızın eşi Emine Hanım’a hediye etti.
*
Hollywood’un hayalleri ve hatta hayallerinde olmayanlar bile gitti… Geriye kaldı, hayal kırıklığı ülkesi.
*
Gene de bozmayın moralinizi…
Steve Jobs dört yaşında bebekken, uzaya gitme potansiyeli görülen Türkiye, bakın eli kulağında, otomobil icat edecek.
*
E daha ne birader…
Lafla peynir gemisi yüzüyorsa, uzay gemisi de duble yolda güzel güzel gider.


Hürriyet gazetesi yazarı Yılmaz Özdil
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
12:41:31 16-10-2011
Yılmaz Özdil

rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
12:42:56 16-10-2011
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
12:43:24 16-10-2011
Nazan Bekiroğlu


"Hüve'l-baki hüve'l-baki"

Kimi dimdik ayakta kimi yarı belinden kırık kimi tümden yıkık mezar taşları, üzerindeki fesler, kalemler, kılıçlar, gemiler, yeniçeri başlıkları ile ölünün, sağlığındaki mesleğine, eğilimine, sosyal konumuna göndermede bulunur.

Orada yatan ya gemicidir ya askerdir ya şairdir ya ilmiye mesleğindendir vesaire. Dantelli, güllü, çiçekli, yemenili zarif taşlar ise orada "sadece" bir kadının yattığını söyler. Sosyal tarihi fevkalâde zenginleştiren onca taş hattatın, nakkaşın, taş ustasının elinden çıkarken üzerindeki yazılar da edebiyata dokunur. Bunlar eğer taşçının insafına bırakılmamışsa ya geride kalanların duygularına tercüman birer mektup ya da bizzat giden tarafından onun henüz sağlığında kaleme alınmış bir veda cümlesidir. Şairin sağlığında söylediği mısra şimdi mezar taşındadır:

Bir taş kalpli uğrunda ölen Necati hiç olmazsa ölümünden sonra onun kalbinin içinde uyumak istemektedir. Öyleyse mezarının mermerden yapılmasını vasiyet eder:

Bir seng-dil firâkına ölen Necâtî'nin Billâhi mermer ile yapasız mezârını

Şiiri Lâle devrinden bir şenlik yerine benzeyen Nedim'in taşında tecahül-i arifane ile sorulmuş bir soru vardır. Evvel o kadar güzel söz söyleyen Nedim şimdi neden suskundur?

Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçin hâmûşsun Sende evvel çok nevâlar güf ü gûlar var idi

Zincirlikuyu mezarlığının ilk "sakini", tezatların şairi Hâmid'in başına onun "Ölü"sünden alınan beyit kazınmıştır. Mezar taşını işaret eden şair onu alnına, alın yazısına benzetmektedir. Her ikisi de tıpkı mezar gibi, ilk bakışta sükût içinde görünse de derinlerinde mahşer kaynamaktadır.

Bu taş cebînime benzer ki ayn-ı makberdir Dışı sükût ile zâhir derûnu mahşerdir

Cahit Sıtkı'nın mezar taşında "Sanatkârın Ölümü" isimli şiirinin ikinci kıtası, sade mi sadedir:

Gitti gelmez bahar yeli/Şarkılar yarıda kaldı/Bütün bahçeler kilitli/Anahtar Tanrı'da kaldı

Şimdi artık dünya zamanının dışındaki Tanpınar'ın mezar taşında ise meşhur o iki mısra, tam da yerine ve zamanına muvafıktır:

Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında

Bazen sağ salimken o kadar dikkat edilen isimden bir "T" düşer bir "L" eklenir: "Atilla" İlhan. Bazen fazla söze hacet yoktur sadece bir imza yeter: "Necip Fazıl". Bazen bir dörtlük, Tahirü'l Mevlevi'nin kitabesindeki gibi, kinayeli bir dertleşmenin hikmetine yaslanır:

Eli boş gidilmez gidilen yere/Boş gelmedim yâ Rab ben suç getirdim/Dağlar çekemezken bu ağır yükü/İki kat sırtımla pek güç getirdim

Bazen de hikmet, "harabat ehlini hor gören zâhid"den kinaye, keskin ironik sembollerin ve batıni tezatların arkasına saklanır. Neyzen Tevfik'in mezar taşındaki gibi:

Sen sûrete bakmakla hüküm verme sakın

Gel sîreti gör Hakk'ı temâşa ediyor Hep Neyzen'i sarhoş görüyorsan ne çıkar Meyhânede bak Kâbe'yi inşâ ediyor

Neyzen'in kendisine üstad saydığı Eşref ise meşhur "taş"ın sahibidir.

Kabrimi kimse ziyaret etmesin Allah için Gelmesin reddeylerim billâhi öz kardaşımıGözlerim ebnâ-yı âdemden o kadar yıldı kiİstemem ben Fatiha tek çalmasınlar taşımı. Eşref'in mezar taşının mukallitler tarafından çalındığını söylemeye gerek yok tabii.

Dünya kelâmıyla yazılmış dizelerin üzerinde muhakkak bir "Hüvelbaki" taşıyan bütün mezar taşı yazılarının özeti ise bana öyle gelir ki Abdülbaki Gölpınarlı'nın taşında çıkarılmıştır:

Bezmimizde ecel sâkî
Oluruz Hakk'a mülâkî
Değil baki Abdülbaki
Hüve'l-baki Hüve'l-baki
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
19:37:07 16-10-2011
Yılmaz Özdil


resmin büyük hali

resmin büyük hali
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
21:28:01 17-10-2011
Günün köşe yazıları - 17 Ekim 2011

Taha Akyol
Kapitalizmin sonu mu geldi?

Wall Street protestos udünyaya yayıldı. Türkiye’de Taksim’de yapılan eyleme elli kişi katılsa da, özellikle Batı’nın ve Uzakdoğu’nun metropollerinde büyük kitleler kapitalizmi protesto etti…
“Siz yüzde 1”siniz, biz yüzde 99” diye bağırdılar.

Karl Marx’ın kitaplarına ilginin bir süredir arttığını da belirtmeliyim.
Bu “yüzde 1, yüzde 99” çelişkisini Herald Tribune’de Nicholas Kristof yazdı:
Amerika’da nüfusun %1’ini oluşturan en tepedeki Amerikalı’nın, kalan yüzde 99’dan daha zengindir!
400 Amerikalı en zengin, en alttaki 150 milyon Amerikalı’nın toplamından daha zengindir!
Bush döneminde 2002-2007 arasında yaşayan ekonomik genişlemede kazanımların yüzde 65’i nüfusun yüzde 1’lik kesimine gitti…
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
21:28:32 17-10-2011
Kadri Gürsel
Açılım fiyaskoları, AKP’nin başarısıdır

Küçük ve Büyük Ağrı’nın haşmetini en hükümran haliyle hissetmek, bu dağlara Doğubeyazıt’ın yüksek yaylalarından değil, sınırın doğu tarafından, Erivan’dan bakmakla mümkün oluyormuş.

Erivan Doğubeyazıt’tan bin metre kadar daha alçakta. O zaman Ağrı, Erivan’dan bakınca daha ihtişamlı, daha ulu, daha yalnız bir dağ olarak karşınıza çıkıyor. Demek ki Ağrı’nın insanda sebep olduğu azamet duygusu izafi; ona baktığınız yerin görmenize izin verdiği nispette değişiyor.

Ermenistan ve Türkiye arasındaki sorunların vahamet derecesi de öyle...
Ermenistan’ın “kapalı sınırlar” sorunu, Ağrı’ya ve ardındakine Erivan’dan bakınca vahim ve acil görünüyor. Bugünkü Türkiye’yi yönetenlerin kara tahtasındaki Ermenistan hesabı ise ne o kadar büyük bir yer kaplıyor, ne de acil çözüm gerektiriyor.
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
21:29:17 17-10-2011
Tarhan Erdem
Terör suçu nedir?

Yasalar böyleyken 'Her şeyi konuşabiliyoruz' denilmesi, bakılan yere göre doğrudur, çok örneğe göre de yanlıştır.

Daha hafta başında, bir bakanımız, “Her şeyimizi konuşabiliyoruz” demişti. Evet, her şeyimizi konuşuyorduk. Bu söz üzerine “Doğru diyelim; fakat yarın bir savcının ‘halkın kin ve nefreti’, ‘vatanın bölünmez bütünlüğü’ gibi iddialarla, Türk Ceza Kanunu’na, Terörle Mücadele Kanunu’na (TMK) veya değişik kanunlardaki çeşitli maddelere dayanarak soruşturma açmayacağının, yargıçların tutuklamayacağının güvencesi yoktur. Güvence anayasanın ve yasaların değiştirilmesidir” diye yazmıştım. (Radikal, 13 Ekim)

Uygulamadan örnek

Sözleşmişiz gibi, hemen bir örnek çıktı ortaya: Dün Taraf’ta, yazar Neşe Düzel’in böyle bir davanın sanığı olduğunu okudum. Mahkemenin savcısı sanığa, TMK’nın 7’nci maddesine göre hapis ve Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma’ cezaları verilmesini talep etmiş.
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
21:29:52 17-10-2011
Ali Atıf Bir
Açık nasıl kapanacak?

Başbakan'ın "Sigara içme, az alkol tüket, Porsche kullanma Fiat kullan Volkswagen kullan" sözü garip geldi bana.

Biraz düşününce garipliği buldum. "Her ikna malzemesi kendi içinde çelişki içerir" düşüncesini kanıtlayacak şekilde bu ikna malzemesi de çelişki içeriyor. Eğer insanlar az sigara içer, alkolü de azaltırlarsa, lüks yerine orta sınıf arabalara binerlerse "dolaylı vergi artışı" nasıl cari açığı kapatacak?

Dilin cezasını dil verir

Karayılan'ın Taraf'ta yayınlanan röportajından sonra röportajın "ağır ikna malzemesi" olduğunu belirtmek için "Eğer bu röportaj propaganda sayılmıyorsa bu konuda açılan tüm davaların düşmesi lazım" demiştim.
rapor et

 Kullanıcı şuan çevrimdışı
 Messages
21:30:23 17-10-2011
Burhan Ayeri
Bir tatil sabahı

Kargalarımız var. En önemli özellikleri sabahın köründe 'Kalkları, gaklarla becermeleri'. Sanki Sayın Bakanımız Taner Yıldız'dan eğitimliler. Pazar günü de aynı şeyi yaptılar. Zaten onlar için, önemli olan karınlarını doyurmak. Geçenlerde BİM'e girdik. Kasiyer gençlerden biri bizimkileri işaret edip; 'Sizle gelip, sizle gidiyorlar' dedi. Güldük ve 'Doğrudur'la yetindik. Ancak, En tatlı gün'de biraz bozulduk. Çünkü, Disko Kralı'nı sonuna kadar izlemiştik. Kanal D'deki gibi çok geç bitmiyor ama nedense bayılttı.
rapor et
cevap yaz rapor et Sayfa:1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 



Sarı Sayfalar
İstanbul
Ankara
İzmir
Istanbul Sarı Sayfalar
Etkinlikler
İstanbul
Ankara
İzmir
İçerik Ekle
Mekan Ekle
Etkinlik Ekle
İlan Ekle
İndirim Ekle
Takip Et
Facebook
Twitter
YouTube
Yardım
İletişim
Sitemize Reklam Verin
Müşteri Kontrol Paneli
Diğer Başlıklar
Yaylagul Multi Medya
Email Marketing
Gizlilik Sözleşmesi
Privacy Policy
Turkey Guide
Turkei
Boston Fanz
Yaylagül Multimedya Ltd. Büyükdere cd. Bentek İş Merkezi Kat: 5 No: 47 D: 501/502 Mecidiyeköy / İstanbul Telefon : Fax